Sıkıntılı olduğum zamanlarda garip rüyalar görmekte üstüme yoktur. Yaz okulunda final haftasına girmemle birlikte yine sıkıntılar bastı. Geçen akşam rüyamda otogara gitmek için taksiye biniyorum, yaz okulu bitmiş de Edirne’ye döneceğim. Otogara giderken –ne alakaysa- Meriç Nehri’nden geçmek gerekiyormuş. Onun üzerindeki köprü de dar bir köprüdür. İki arabanın karşılıklı geçmesi için yavaş olmaları gerekir. Biz de taksinin içinde gayet hızlı gidiyoruz, üstelik taksi şoförü de şarhoş. Bir de hava karanlık, gece gidiyormuşum yani. Derken, tam köprünün üzerinden geçmeye çalışırken karşıdan gelen bir arabayı görüyoruz ve şoför frene basmak yerine el frenini çektiği için hopppp! nehire uçuyoruz. Kapıyı açıp çıkmayı deniyorum, beceremiyorum. Camı kırayım diyorum, onu da yapamıyorum. Öleceğim diye ağlamaya başlıyorum, içeri su doluyor ve ben su yuttuğumu bile hissediyorum. Öyle manyakça bir rüyaydı. Bütün gün etkisinden kurtulamadım.
Önümüzdeki yıl için birkaç iş imkanı çıktı. Bazıları dershane, bazıları da özel okul. Henüz kararımı vermiş değilim. Zaten daha erken. Eylül gibi belli olur. Son yıl olduğu için çalışmak istiyorum. Hem deneyim olsun, hem de boş günlerim değerlensin diye. Herhalde dershane olacak. Dershaneciliğe karşıyım ama ne yaparsın, sistem böyle maalesef. Yine de ÖSS kalkmamış olsa bile, OKS’nin değişmesi iyi bir şey. ÖSS de zaten kalkamaz bence. Bu yıl her liderin seçim vaadinde duyduk bunu, ama kalkamaz. Çünkü yerine koyacakları bir sistem yok henüz. Eğer OKS için yeni denemeleri tutarsa, ÖSS için de iyi şeyler olacak diyebiliriz.
Yorgunum, hem de uzun zamandır olmadığım kadar. Ruhum yorgun. Canım acıyor. Yıpranıyorum. Her yıl aynı şey. Yaşlanıyorum, ve hissediyorum yaşlandığımı. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Başkalarına silkin de kendine gel derken, esas silkinmesi gerekenin ben olduğumu unutuyorum. Kimse içimde kopan fırtınaları bilmiyor. Çünkü ben hala “güçlü kız”ı oynuyorum etrafa karşı. Yenilmez, ezilmez, kendine güvenen…
Oysa içimde ne fırtınalar kopuyor benim. Oysa ne çok sorumluluğum var omuzlarıma binen. Aileme karşı, çevreme karşı, derslerime karşı… Peki ya kendime karşı olan sorumluluklarım? Yitip giden güzel günlerim?
Biliyorum bir gün her şey çok güzel olacak. Buna tüm kalbimle inanıyorum; çünkü öyle yapmak zorundayım. İnanmazsam olmaz.
İşte böyle bir ruh halindeyim ki, yaklaşan doğum günüm bile bu kez içimi kıpırdatmıyor, beni heyecanlandıramıyor. Havalardan mı acaba?
Yaz okulunda daha önce erkeklerin kaldığı bir yurtta kalmak zorunda olan Püstüklü Mama, Selluka'ya dert yanar; ve Selluka, avutmak için ona bir söz verir.
püstüklü mama: kaç posta çamaşır suyu ile sildim yatağı
selluka: ohaa
püstüklü mama: anca temizlendi
selluka: ee tabi
selluka: silmek lazım
selluka: ııyy
püstüklü mama: yaa
püstüklü mama: o yüzden işte
püstüklü mama: yoksa 4. yaz bu alıştık yani istanbulun sıcağına
püstüklü mama: o dert değil
püstüklü mama: bulunuyo çaresi bi şekilde
selluka: hımm
selluka: eve kadar yorulma be bana gell
selluka: hatta bak tiramisu yapıom al fötüyü de gelin
püstüklü mama: bu gece olmaz ama başka zaman geliriz
Hatırlatayım dedim:))
•Dibe vurmadan yukarı yükselemiyoruz, MeGu’nun yorumda dediği gibi. Ne mutlu bana ki, yazdığım zaman, kelimelere döktüğüm zaman rahatlıyorum. Belki de bilinç altına atıyorum, belki de yok ediyorum ama rahatlıyorum işte.
•Bugün boş günümdü. Dersim yoktu. Ben de kendime tatil ilan ettim, finallere çalışmaya yarından başlayacağım. Tatil yaptık ya, birkaç yeni blog keşfettim, %80i yemek blogu. Yeni ve değişik bir sürü tarif var. Eminim hepsi güzeldir ama bazılarının özellikle sunumları çok güzeldi. Sanırım fotoğraf makinesinin kalitesiyle alakalı. Şahane hazırlanmış tabaklar ve mükemmel çekimler vardı.
•Youtube sağolsun, İkinci Bahar’ı izliyorum yeniden. Daha önce de Yeditepe İstanbul’u izlemiştim oradan. Jeneriği harika. Sular içindeki sebzeler, kebaplar falan. Acıktırdı valla. Sipariş vermek zorunda kaldım onun yüzünden. Yoksa mis gibi hafif hafif yiyecektim bu akşam
•Geçen yıl beraber Fizik lab.’ı aldığımız bir çocuk vardı. O zamandan beri görmemişim. Geçenlerde gördüm, çocuğun 1/3i gitmiş. Vallahi gitmiş. Çocuk 1/3 şeklinde duruyor karşıma. Nasıl vermiş o kadar kiloyu hayret ettim valla.
•Böyle madde madde yazınca iyi oluyor. Paragraflar arasında bağlantı kurmak zorunda kalmıyorsun.
•Dizi 22 bölümmüş. Ben 7deyim. Bu hafta biter herhalde.
•Ben havai fişek gösterilerini çok severim:))
•Bomba gibiyim. Zımba gibiyim. Tatile sadece 9 gün kaldı. Tam 7 hafta tatil. Rüya gibi.
Pinhani şarkılarını sadece benim için söylesin istiyorum bu akşam...
Bir yazı yazdım. Eğer yayınlarsam ne kadar bunalımda olduğum ortaya çıkacak.
Birkaç gün önce televizyonda hava durumunu izlerken, “Pazartesi itibariyle Balkanlardan gelen” diye başlayınca sunucu sevinmiştim. Çünkü ben kendimi bildim bile Balkanlardan bize hep soğuk hava dalgası gelirdi. Ama bu kez sıcak geliyormuş. Gelmiş de zaten.
Seçim günü, oy verdikten sonra parmağımızı boyayan görevli, bir yandan da siliyordu. “Sildim sildim, merak etmeyin” dedi bize. Biz de kuzenle ikimiz ilk oy kullanmanın verdiği tecrübesizlikle inandık. Ama daha okuldan çıkıp eve girerken boya yayılmıştı bile. Ne akışkanmış. Tırnağımı değil, parmağımı boyadı resmen. Ama sabunlu suyla falan çıkıyor. Parmağımda olduğu için herhalde. Tırnakta olanlar kaldı tabi. Aseton falan pek işe yaramadı. Dilerim hayırlı olur. Ben çok şaşırdım, böylesine bir sonuç beklemiyordum.
Çok sıcak demiş miydim? Bütün gün hiç dışarı çıkmıyorum sıcaktan. Biraz azalsa bari.
Sadece 2 hafta kaldı yaz okulunun bitmesine. Yarın 2 sınav var, bir tane de Perşembe. Sonra da finaller başlıyor. Bitse de rahatlasak biz de…
Ve sorumlu vatandaş Püstüklü Mama, Edirne’den bildiriyor. Hayır anlamadığım nokta şu, nüfus sayımında Sarıyer ilçesi sınırlarında yaşıyor görünmeme rağmen ben niye Edirne’de oy kullanıyorum? Niye yaşadığım yerde kullanamıyorum? Eski sayıma göre mi acep bu sandık numaraları?
Önce Ada’nın annesi bir yazısında belirtmişti, daha sonra da bir akşam Selluka uzun uzun anlatmıştı. Ama ben yine de kendim deneyeyim dedim. Metro Turizm, Hisarüstü’ne yazıhane açmış, e yakın, burnumuzun dibine gelmiş, binelim de gidelim dedim. Demez olaydım. Servis Hisarüstü’nden aldı, Levent, Kemerburgaz, Alibeyköy, Allah ne verdiyse dolaştırdı. Saat 16:00 otobüsü dedikleri otobüs 16:30da kalktı, Edirne’ye de tam 3 buçuk saatten fazla bir zamanda gitti. Bilmeyenler için not: Edirne-İstanbul arası yaklaşık 2 saat 15 dakika (250 km). Bir daha mı Metro Turizm? Asla. Buraya da açık açık yazıyorum ki Google’dan falan arayan olursa görsün de gitmesin diye.
Ben dün sabah henüz kalkalı yarım saat olmuşken Emir Bey’i gördüm çimlerin girişinde. Lakin uyku sersemliğinde O olduğunu anlamam biraz geç oldu. Gerçi kendisini öğleden sonra da 3.5 kg’lık Fizik kitabımdan fotokopi çektirmeye çalışırken kantinde de gördüm ama ben fotokopi çeken adama derdimi anlatana kadar Emir Bey kaçmış gitmiş.:) O nedenle kendisine sanal selam yolluyorum :))
Pazartesi akşamından beri internet hattımızda problem vardı. Ne kadar alışmışız internete, bağımlılık yapmış. Her işimiz internet üzerinden. Bir yandan iyi bir yandan da kötü tabi. Final tarihlerini bile öğrenmek için e acılar çektik.
Final tarihi demişken; büyük gün 4 Ağustos. İki ders alıyordum zaten, sınavlarını da 3 ve 4 Ağustos şeklinde paylaştırmışlar. Yani benim de tatilimin başlama günü 4 Ağustos. Yuppiii!
Yıllar ilerledikçe, bizim de aile olarak tam kadro bulunmamız gereken düğün sayısı artıyor. Ben ki hiç sevmem aslında düğünleri. Ama evlenenler sokakta beraber ip atlayıp top oynadıkların ya da 3. dereceden kuzenlerin falan olunca mecburen katılıyorsun. Yine böyle bir düğün sebebiyle bu hafta Edirne’deydi bu bünye. Annem, babam, kardeşim ve ben maaile eski mahalleden bir komşumuzun oğlunun düğününe gittik. 2 hafta sonra bu kez 4. kuşaktan bir kuzen düğünü için yine Edirne’ye gitmem gerekiyor. Ne kadar çok evlenen var!
Son sıkıntım da şu seçim propagandaları. Yasakları ne zaman başlayacak. Bir an önce başlasa harika olur. Hayır, onlar öyle bangır bangır dolaşınca sokaklarda, milletin oyu mu değişecek? Biz burada kampüs içinde bir nevi kurtarılmış bölgede olduğumuz için pek etkilenmiyoruz. Ama biraz daha sakin hareket edebilirler gibi. Sonuçta evinde bebeği olan var, hastası olan var, bir sabahçık olsun uyumak isteyen öğrencisi olanı var, var da var…
“İstanbullular” bitti. Perşembe günü saat 12:00 otobüsüne bindim; biner binmez başladım. 2 buçuk saat sonra yolculuk bitince haliyle ara verdim. Akşam herkes yattıktan sonra devam ettim. Saat 01:00-02:00 gibi bitti. Oldukça sürükleyici bir eser, ancak buna rağmen zaman zaman takip etmekte zorlandım. Birbirinin içine geçmiş hayatlar arasındaki ilişkiyi sürdürebilmek çok zor geldi. Bazı kısımlarda oldukça uzun cümleler ve tasvirler vardı. Bunların içinde oldukça beğendiğim kısımlar da oldu. Kitabı annemin okuması için Edirne’de bıraktım. Tekrar kendisine kavuştuğum zaman o kısımlarını yazarım. Ama eğer tavsiyeme güvenecek olursanız, okuyun derim. Yavaş yavaş serinlemeye başlayan yaz akşamlarında, herkes elini eteğini çekip yattıktan sonra, bir fincan yeşil çay eşliğinde dizlerinizdeki battaniyeyle balkonda harika bir akşam geçirmek isterseniz mutlaka deneyin. Zira ben böyle yaptım ve bundan da çok memnunum. 3 hafta sonra yaz okulunun bitmesiyle başlayacak olan tatilim için bir sürü kitap siparişi verdim şimdiden. Gözüm yollarda kargo bekliyorum. Daha da gözüme kestirdiğim bir çok kitap var. Tatilin gelmesini dört değil sekiz, on altı hatta otuz iki gözle birden bekliyorum. Evet, bu yıl ayaklarımı bir su birikintisine sokamayacağım gibi görünüyor ama bu da neticede bir tatildir değil mi?
Cumartesi günü de annemle beraber anneannemin çok eski bir arkadaşına ziyarete gittik. Anneannem ve arkadaşları da altın kızlar olarak toplanmışlardı. Hepsi polis eşi. Zamanında çok farklı yaşamışlar. Eşleri işte beraberken onlar da çocuklarıyla birlikte vakit geçirmişler. Hala görüşüyor olmaları çok hoş. Neredeyse 40 yıllık dostlukları var. Şimdi çocukları, torunları olmuş. Onları da alıp gidiyorlar buluşmalara. Benim çok hoşuma gidiyor onlarla vakit geçirmek. Hepsi birer ayaklı tarih. Birçoğu eşlerini kaybetmiş olmalarına rağmen, bağları hiç kopmamış. Ne güzel!
Böyle yoğun bir haftasonuydu geçirdiğim. Az zamanda çok ve büyük işler başardım diyebilirim.
Yazıma son verirken, Mevlana’ya ait olan yeni öğrendiğim bir sözü paylaşmak istedim. Ne kadar da doğru.
“Dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
Hepinize musmutlu bir hafta dilerim.
Kaynak: www.edirneden.com
Eğer hala ağlamaktan mosmor olduğu için babaannemin havada tutup annemin o pozisyonda altını değiştirmesini hatırlıyorsam; benim küçük danamın bugün 17sine girmesi gerçek midir? Zaman neden bu kadar hızlı geçer? Neden yetişemeyiz?
İyi ki doğdun!
Pazartesi sendromunu herhalde bundan daha fazla yaşayamazdım. Bu kadar sıcak bir yaz gününde, fizik sınavını bu bünye kaldırır mı? Kaldırmaz tabi. Yorgunum a dostlar! Mesela bugün pazartesi ya, ben Pinhani’den “Haftanın Sonu”nu dinlesem, hafta sonu gelir mi? Sanmam. Ama yine de haftada 3 gün dersi olan birisi olarak, çok da fazla haksızlık etmemeliyim sanırım kendime ve okulcağızıma.
Sınav çıkışı kendime ödül verdim. Biraz yürüyüş ve D&R’da geçen 1 saatten fazla zaman. Sınav çıkışı psikolojisini dağıtmaya birebir. Birkaç ay önce kendime söz vermiştim, her ay en az 1 kitap okuyacağım diye. Final dönemi falan derken son zamanlarda okuyamamıştım. Ama bugün uzun zamandır okumak istediğim kitabı aldım. Buket Uzuner - İstanbullular. Kitap Şubat ayında piyasaya çıkmış ama henüz okuyamadım. Ama maalesef bugün de başlayamıyorum çünkü Çarşamba günü bir sınavım daha var. Ondan sonra haftasonu için Edirne’ye kaçıyorum. Kitabı okumaya da otobüste başlamayı düşünüyorum. Tabi o kitap böyle mis gibi kitap kokarken, kapağını açmadan tutabilmek mümkün mü; bilmiyorum. Ah bir de kahve olsa şimdi mis gibi.
Serracım beni sobelemiş, blogları nasıl gezdiğim konusunda. Çoğu zaman Google Reader kullanıyorum; ancak aylaksam tek tek tüm listemi dolaşıyorum. Bu da genelde üstten alta doğru alfabetik sırayla oluyor. Ama eğer o gün sürekli bilgisayar başında durmam gerektiyse sık sık kontrol ettiğim bloglar da oluyor, bunlar günde birkaç kez güncellenen bloglar. Bunun dışında linklerime henüz ekleyemediğim ama takip ettiğim bloglar da var. Yeni bir blogla karşılaştığımda önce bir müddet sadece okuyorum, daha sonra cesaretimi toplayıp yorum yazmaya başlıyorum, ilerleyen zamanlarda da linklerimin arasına ekliyorum.
Ben de bu oyunda Eda’yı, Enne’yi ve Ada'nın annesini sobeliyorum eğer ki kabul ederlerse.
Bu aralar fasıla gitme isteği var içimde. Böyle bağıra çağıra cırtlak(!) sesimle eskilerden söylemek istiyorum. Ah o Zeki Müren şarkıları. Ne güzel olurdu gitseydik. İşin ilginci, gidilebilecek en güzel fasıl mekanını henüz keşfedemedim:)
Kaynak: www.dr.com.tr
"Merhaba, nasilsin, profilini inceledim gercekten cok hos bi bayansin. Ben 27 yasinda evli ve mutsuz bi adamim ve ailevi nedenlerden dolayi bosanamiyorum, senin gibi guzel bi kizla hayatimi yasamak istiyorum , ona ne isterse vermek onun isteklerini karsilamak istiyorum ve bende senden bi tek sey istiyorum ilgi, eger ilgini cekerse lutfen beni msn ekle f......t@hotmail.com , gorusmek uzere...."
Yapacak bir şey bulamadığım için blogun ayarlarıyla oynuyorum. Siz girdiğinizde monitörünüzün ayarlarıyla oynamayın, sorunumuz teknik sebeplerden kaynaklanmaktadır:) Ama bi türlü içime sinen bi şekle sokamadım. İşte böyle .ok püsür bi şey oldu. Bu kez daha güzel bi mavi buldum.
Ergenliğe yeni girmiş lise öğrencisi birer tane sivilce çıkarmış bulunmaktayım sağ ve sol yanaklarımda. Yani aslında sivilce de değil de hani böyle sıcakta olur ya işte ondan. Tamam iğrençleştim. Özür dilerim!
Ben aslında özür dilemem. Dileyemem değil dilemem. Özür dilemenin mantıksız olduğunuz düşünüyorum. Yani özür dilemeye neden olacak olayı yaptıktan sonra, o özrün ne kıymeti kalır ki? Önceden düşünmek lazım getirisi-götürüsü ne olacak diye ki; sonunda kimseler üzülmesin. Annem bunun benim karakterime ters olduğunu düşünüyor. Özür dilemenin yani. Burcumdan gelen özelliklere. Aslan burcunun tüm özellikleri var işte.
Aslan burcu demişken, hediye listesi yapmalı. Haftaya kardeşin, sonra iki tane kuzenin ve sonra da benim:) Ben her yıl kendime hediye veririm doğumgünümde. Bakalım bu yıl ne alacağım ben bana. Bak çok merak ettim şimdi:)
Düşündüm de, narsist miyim acaba? Sanmam. O kadar değilim yani. Kendime bi kitap hediye etmişim çok mu?
ADD’nin yayınladığı bildirge geçti biraz önce elime. Ve ilk kez bir genel seçimde oy kullanacak olmanın verdiği garip bir his… Az da olsa çorbada tuzunun olacağını bilmek, oy kullanmak… Off ne bileyim, büyümek işte. Garipmiş.
Şu yaz okulu bitse de ehliyetime kavuşsam. Alamadım bi türlü 4 yıldır. Eski ben olsam, 18imi doldurduğm gibi alırdım. Ama aslında 18 olunca da bi şey olmuyormuş, onu anladım. 18e olana kadar sanki 18 olunca dünyanın yönetimini eline vereceklermiş gibi geliyor. Tipik ergen psikolojisi işte! Ama bak, 18 olduk da ne oldu. 19, 20 ve 21 de olduk. Hatta 1 ay sonra 22yi bitiriyorum ben. Şaka gibi değil mi? Zaman ne kadar da çabuk geçiyor...
Gece eklentisi @23:01
Benim çok sevdiğim bir şarkıyı, elin İngilizleri en rahatsız edici şarkı diye seçmiş. Şimdi ne yapmalı bu İngilizleri?
Yoksa zamanında –şimdi görüşmediğim bir arkadaşım- James Blunt için ve hatta Coldplay için “Kız grubu bunlar. Kızlar dinler ancak” dese de seviyorum ben onları. (Speed Of Sound'u beğenmemişti. Ne beklersin ki zaten! )

140. dönem mezuniyet balosunu kaldığım odanın camından izleyen şanslı kişilik olarak şu karara vardım:
Eğer evlenirsem, düğünümde çalmasını istediğim grubu sizlerle tanıştırmaktan mutluluk duyarım : Cümbüş Cemaat
Bi kaç parçayı dinleyin bakalım beğenecek misiniz:)
Hadi ben şimdi kaldığım yerden baloyu izlemeye devam edeyim ki; kıyafetlere falan bakayım. Ona göre giyinmeli değil mi önümüzdeki yıl :)
Yanda linkini görmüş olduğunuz, şahane işler yapan Eda Hanımcım, evinde Kanaltürk ekibini ağırlamış. 3 Temmuz 2007 Salı günü saat 14:00'te Kanaltürk'te izleyebilirsiniz. Hatun şahane şeyler yapıyor, cicilerini görmek isterseniz kaçırmayın derim:))

