Bu bir planlanmış yazıdır...

Peki bu ne demek?

Bu yazı blogda yayına girdiğinde, bu blogun sahibi çoktaaaan Bebek sahiline uzanmış, oradan Sarıyer'e geçmiş kızarmış dondurma yiyiyor olacak.

Bu blogun sahibi bugün son finaline girdi.

Okulu bitti...

Hayır hayır dönemi değil; okulu bitti.

Mutlu, huzurlu ve sakin... Az biraz heyecanlı... Dumanı üzerinde taze mezun...

Öğretmen oldu...

Benim rüyalarım


Çoğu zaman gerçekmiş gibi görüyorum rüyalarımı. Hele ki, bazılarında uyanmamak için gözümü sıkı sıkı kapatıyorum. Bazılarında ise uyanınca hayal kırıklığı yaşamamak için uyurken bile “rüya bu” diye kendimi telkin ediyorum; ama yine de etkisinden kurtulamıyorum.

Yaklaşık sekiz ay önce, bir Ağustos akşamı gördüğüm ve o zaman da etkisinde kaldığım bir rüyayı üst üste iki akşam gördüm.

Önden yürüyor, merdiven var önünde. Birkaç basamak çıkıyor, dönüp bana bakıyor, ben merdivenin başında duruyorum. Aşağı, benim yanıma iniyor, elimden tutuyor, beraber merdivenden yukarı çıkıyoruz.

Asabiyet...



Çalışma salonunda onca boş masa varken, özenle silip yerleştiğim, iki gündür çalıştığım masada, başka birisinin gelip kitaplarımı kenara itip oturmasına sinir oluyorum.


O kızın hakkında düşündüğüm kötü şeyleri uygulamamaya koymamak için kendimi zor tutuyorum.


Ve aynı zamanda içimden Ally McBeal’daki gibi küçük bir canavar çıkıp o
kızı oradan alıp pencereden dışarı, tenis kortuna doğru savuruyor.


Bu düşündüklerimi yarın fizik sınavım olmasına, ve çarşambaya kadar yetiştirecek 4 ödevim olmasına veriyorum.


Ve cümleye ne zaman “ve” ile başlamak istesem, aklıma coğrafya öğretmenimin her yazılı sonrası çıkarttığı “sınıfın imla hataları” listesi geliyor…

"KaL"

Hiç bu kadar zor hissedilmemişti büyümek. Gitmek istemeyip, gitme ihtimalinin ortaya çıkması…

Tek bir söz yeter aslında. Bir bilsen, bir bilsem. Üç harf, tek hece…

Bir desen…

Bir okusan…

Ah bir de, şu şarkıyı bir dinlesen…




Ben beklerim de zaman beklemez ki seni...

Kalan: 17


Günün sorusu: Bu grafik neyi anlatmaktadır? Bilene aşağıdakinden ısmarlıyorum, lastiklisozler, sen hariç. :)

Ummadığım kadar güzel geçti ders anlatışım. Hocamın kameraya çekiyor oluşunu bile umursamadım. Haklarını yememek lazım, çocuklar da çok yardımcı oldular. Bir ara, bir tanesi “cevabı bilmeseniz bile parmak kaldırın, çok görünsün” diye arkadaşlarını uyarıyordu.

Öğretmenlik zor iş! Öğrenci olunca işkence gibi gelen 40 dakika, öğretmen olunca yetmiyor. Ya da bana yetmedi. Daha doğrusu, henüz biz acemilere yetmiyor! Ha uzatılsın mı? Hayır. Ben şu anda bile, kuzey meydanda çay içip 15 dakika geçirmeden girmiyorum blok derslere. Girsem bile, hemen ara vermek için kulis çalışmaları yapıyorum. Nedendir bilinmez, sıkılıyorum. Havaların güzelleşmesinden olabilir mi? Belki de…

Ve ben, sadece 17 gün sonra mezun oluyor olmama alışamıyorum. Yani 17, 16, 15... diye giderken tutup engellemek istiyorum. Daha yapacağım çok şey var burada... En azından, bir cümle var söylemem gereken.Hoş, onu söylemek için de gidiyor olmayı bekliyorum...

Ey fizik! Seni sevmem için hayatıma fizikçi sokmam gerekiyormuş demek.

Bir de konsere gittik biz. Aslında iki. Yok aslında biz gitmedik, onlar geldi buraya. Özkan Uğur’un coştuğu ve coşturduğu bir MFÖ konseri ve Emirbey konseri…

Emir, bize Nilüfer'i söyle...





Cheesecake yemek için bahaneye ihtiyacımız yok. Ben cevabı açıklayayım, yemek isteyene eşlik eder götürürüm yeriz Don Kişot'ta :) O resimde gördüğünüz Aşk-Zaman grafiği. y eksenini aşk(A), z eksenini zaman(t) oluşturuyor, hafta içi günleri. Eksilere inişlere dikkat edelim :)

Ve bu da, grafiğin istendik çıktısı... Lastiklisozler bunu çizdi, yukarıdaki benim. Bir de, biz bunları derste yaptık. Sıkılıyorum demiş miydim???




Sertab Erener- Sen Yeter ki Sev





Not: Kayıtlara geçsinmiş. Al sana kayıt, Ruslar haftaya ESC'yi kazanırsa Osman bikini giyecekmiş... Ben de yaprak sararım bir tencere eğer Ruslar kazanırsa, o kadar...

Ve Müge'cim, her şey çok güzel olacak... İnan bana...

Önümüzdeki hafta profesyonel anlamda ilk öğretmenlik deneyimi yaşayacak olmanın stresi var aslında. 2 tane hocamın staj okuluna gelip beni izleyecek olması, üstelik bu da yetmezmiş gibi kayda alacak olması sinirlerimi zıplatıyor. Eminim, gerileceğim, tutuk olacağım ve batıracağım. Umarım aksi olur.

Eylülden beri girdiğim sınavlar yüzünden ÖSYM’nin daha şimdiden 3x50 YTL borcu var bana. Ne sınav maratonuymuş, bitmedi gitti.

Süper şahane bir albüm yapmış mesela Pinhani. Döndürüp döndürüp dinliyorum bir kaç gündür. Özellikle de “Düğün Dernek”i dinliyorum. Sonra kendimi yemyeşil bir yerde piknik yapıyormuşum gibi hissediyorum. Kabalalık etraf, eğlenceli, cümbüşlü… Ada’m geldi benim, gitmeli…




Başucumdaki lambadan bir cin çıkıp dileklerimi sorsa, 2 tanesini söylerim de 3.yü bulamıyorum…



Ya da en iyisi, bir kağıda çizip gül ağacının dibine saklamak. Ne de olsa Hıdırellez :)