Canım midem benim!



· Asitli içecekler

· Çok sıcaklar

· Çok soğuklar

· Hamur işleri

· Yağlılar

· Tuzlular

Bunlar şimdilik 3 hafta boyunca yasak. Dilerim bir daha da yasak olmazlar.

Bak sevgili midecim. Ben seni düşünüyorum. İlaçlarımı da kullanmaya başlıyorum. Bak lütfen, çok rica edeceğim, 3 hafta sonra iyileşir misin. Sabahları simit yemek istiyorum tamam mı?

Söz verdin bak. Bozmak yok.


559C ve hatta 43R kimbilir belki de 59R ya da günlerimi geçirdiğim 59RS

Özledim Seni


ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....


Can Yücel










Dumanı üzerinde telefon diyaloğu



Zırrrrr

Annem: Efendim
Teyzenin biri: Şule?
Annem: Hayır yanlış numara

30 saniye sonrası


Zırrrrr

Ben: Efendim.
Teyzenin biri: Şule?
Ben: Hayır teyzecim yanlış numara.
Teyzenin biri: Ama bak evladım. Nasıl olur. Bak şimdi 23 611...
Ben: Yok teyzecim. 1 yok ki bizim numarada. Yanlış bastın sen.
Teyzenin biri: Bak evladım. Senin sesin küçük geliyor. Ben 76 yaşındayım. Doğru bastım. Sen yanlış açtın.
Ben: Hayır teyze, yanlış.
Teyzenin biri: Hadi bakalım! Bak şimdi arayacağım yine. Göreceksin.

30 saniye sonrası


Zırrrrr

Ben: Efendim.
Teyzenin biri: Evladım çıkmasana şu telefona!

Edward Cullen vs X



Mezuniyetimden tam 1 yıl sonra, yine bir 27 Haziran sabahı üniversite kapısından içeri girdim. (15 gün önce öğrencilerimi sınava uğurlamak için girmiş olabilirim, o sayılmaz). Üniversitenin ana kampüsünde, 6 yıl önce ÖSS’ye girdiğim sınıfın tam karşısındaki sınıfta, arkamda lastiklisözler oturur halde KPSS’ye girdim ben. Anladım ki, yapılmayacak sınav değilmiş. Önümüzdeki yıl çalışırsam neden olmasınmış? Sadece, güncel soruları cevaplamak için daha çok haber okumak ve atlayıp geçtiğim ekonomi sayfalarına göz atmak gerekirmiş.

İnsanın yeni bir bilgisayar alışması, yeni bir eve taşınması gibi bir şeymiş. Yıllardır masaüstü kullanmayan bir insan olarak şu anda acı çekiyorum. Bunun dışında adaptörü bozulduğu ve şarjı da kalmadıüğı için kendi bilgisayarımdaki fotoğrafları ve şarkıları bu ev bilgisayarına atamıyorum. O da yetmezmiş gibi henüz hala Sims3 alıp da oynamış değilim. Şarkılarımı da imeem’den dinlemeye çalışıyorum. Üstelik bir de Vista’ya alışmaya çalışıyorum. Hatta ve hatta Okunası Bloglar'a kaydetmediğim bir sürü blogun izini de kaybettim bu yüzden!

Öğrencilerimin deli gibi okuduğu Twilight serisini okuyorum. Ergenler gibi bu kitabı elimden düşürmüyorum. Üstelik serinin ilk kitabı alacakarnlık’tan sayfalarca cümle çektim aldım beni anlattığını hissettiğim. Aynı eylemim serinin ikinci kitabı Yeniay’ı okurken de sürüyor.

Bunun dışında bir Pazar günü evde olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Cuma günü itibariyle Ağustos ayına kadar sürecek tatile başladık ki ne mutlu bize.

KPSS demişken, şu blog camiası sağolsun, çocuğa yatağında uyumayı öğretirken ağlamasıyla alakalı bir soru vardı sınavda. Blog okumasam sanırım yapamazdım. Mersilerden bir demet J

Hmm! Sanırım bu kadardı. Bitti.





Aslında



Buraya dönerken en çok korktuğum şeylerden birisiydi yalnız kalmak.

Şimdi, açık havada yapılmış yeni bir girls night out'tan henüz dönmüşken, birbiriyle yolları ama eski ama yeni kesişmiş bir beşlinin içinde kendimi bulmuşken, bir yıl öncesine kadar tanımadığım 3 kişi, bir şekilde hayatıma dahil olmuş, hayatımın dönüm noktalarında yanımda bulunmuşken, kahkahalarıma ve hatta midemde kelebeklerin uçuşmasına yoğun baskılarıyla neden olmuş olsa da, canımızı acıtanlara birlikte sayıp döktükçe, bir şekilde her durumda hayatımın merkezine yakın yerde konumlandıklarını gördükçe, biriniz dışında diğerlerinin -henüz- bu blogdan haberi olmasa bile;

İyi ki varsınız yahu!



02.Sertab Erener - Bu Böyle (Alper Dinç Akustik).mp3 - Www.KlasMp3.Com


Fotoğraf için tık.


Sizin oraları bilmem ama bizim burası çok sıcak, boğucu, hava yapış yapış. Bu öğlen lastikli ile birlikte kahve içmeye gidelim dedik. Kendimizi önce kafeye, sonra da işyerine zor attık. Demek ki henüz Haziran'da olmamıza rağmen akşam iş çıkışına kadar dışarı kafamızı uzatmayacağız.


Uzun zamandır baskı vardı üzerimde. Ya oku, ya izle diye. Yok dedim, sevmem ben öyle fantastik filmleri. Harry Poter'ı da sevmemiştim zaten Yüzüklerin Efendisi'ni de. İkisini de sıkılmıştım izlerken.

Ama bugün dayanamadım. Sıkıntıdan patlamak üzereyken elime aldım kitabı.

Ah ne de büyük konuşmuşum, konuşmaz olaydım.

Bırakamıyorum elimden. 100. sayfaya gelmeden bile onlarca not aldım. Bitmedi henüz, ama tüm seriyi okumaya niyetliyim.

Tamam kabul ediyorum, çok büyük laflar ediyorum bu aralar. Ama sonra da bir güzel yiyorum laflarımı. Ohh mis!



Nane yetiştiriyorum. Öyle de arsız bir bitkiymiş ki bu, bir dal ektim, çoğaldıkça çoğaldı. Rüzgar esince mis gibi kokuyor. Balkonun en güzel yerine yerleştirdim kendisini, her gün düzenli suluyorum. E tabi ki o da emeğimin karşılığını veriyor. Babam kaçırıp bahçeye ekmeye niyetli. Benden izin alsın diye uykudan kalkmışken, tek gözüm hala kapalıyken soruyor. Göndermem nanemi! :)


Çok az kaldı. Son bir hafta. Ah ne de zor bu sıcaklarda gidip gelmesi. Son işler var toparlanacak. Toparlasak da tatile girsek. Ne çok özledim pazar kahvaltılarını...

Migren olmadan asla!



Kendimle ilgili değiştirmek isteyeceğim tek bir özelliğim var:

Migren ataklarım.

Bir yılı aşkın bir süreden sonra geldi bugün bir tanesi ve canıma okudu.

Yok mudur bunu kesmenin bir yolu?

ÖSS 2009



Ben: + Kalemlerin tam mı? Suyunu aldın mı? Saatin var mı? Giriş belgen?
T: - Hocaaaam! İyi ki geldiniz?
H. Hoca: +Soruları dikkatli oku.
Ş. Hoca: +İşlemlerine dikkat et.
B: -Çok gerginim.

Hepsine hem ayrı hem aynı uyarılar. Hepsine sıkı sıkı sarılma. Moral yükleyip gönderme.

Ne benim girdiğime benziyor heyecanı, ne de geçen yıl kardeşimi yollarkenkine.

Kapıdan girerken son kez dönüp el sallayanlar, 1 yıldır emek sarf ettiklerin, ailenden çok gördüklerin, kimi kardeşin gibi kimi çocuğun.

Bir kez daha anladım ki zor, gerçekten çok zor.

O kadar uğraş, çabala, tüm hayatın 3 saat 15 dakikalık sürede belli olsun. Evet, biz de geçtik o yollardan. Yine de, başkalarını uğurlarken bir başka.

Kendi branşım adına konuşayım: Mat-1 oldukça kolay. 8. sınıf öğrencilerinin önüne koysan yapar. Pek ÖSS gibi değil. Mat-2 de Matematik kısmında -bana göre- eleyici iki soru var: İşlem sorusu ve dizi sorusu. Geometriler oldukça kolay. Yeni eklenen konulardan tam tahmin ettiğimiz gibi, oldukça kolay sorular gelmiş. Kolaylığı yetmemiş, bir de anlatmak istediklerinin parantez içinde açıklamaları verilmiş.

Mat-1'de bir tane ve Mat-2'de bir tane olmak üzere iki Geometri sorusu birebir bizim kaynaklarımızda var :)

Böylece son ÖSS'yi de geride bırakmış olduk. Öğrencilerin netlerinden anladığımız üzere özellikle Sayısal öğrenciler için Sosyal soruları olduka eleyici olmuş. Önümüzdeki yıl uygulanmaya başlanacak yeni sistem bence güzel. Ama tabi ki de birden getirildiği için ilk birkaç yıl öğrencileri oldukça zorlayacak. Geçtiğimiz ay, bölge yöneticimizden bu konuda bir eğitim almıştık. Bir ara yeni sistem hakkında da yazarım.

Sonuç olarak, hepimize geçmiş olsun.

Dilerim tüm öğrenciler istedikleri bölümlere yerleşirler.

Hayal etmediğini yaşamak çok zor.


Bu akşam Facebook'ta bir arkadaşımın eklediği fotoğraflara bakıyordum. Öğrencileri ile olan fotoğraflarına. Benim 1 yıl staj yaptığım, sözleşme imzalamanın ucundan döndüğüm, hala içimde ukte kalan o okulda çalışıyor ve ben onun fotoğraflarına her baktığımda içim daha da çok acıyor.


İşimi, iş arkadaşlarımı seviyorum -hatta bazılarını gereğinden fazla- ama yine de o fotoğraflara baktıkça keşke diyorum, keşke ben de...

Sonra "Sen hiç paraşütle atladın mı?" diyor bir arkadaşım. "Hayır" diyorum. "O zaman niye yaşamadığın başka şeyler için de hayıflanmıyorsun" diyor.

İyi de, ben hiç paraşütle atlamanın ucundan kıyısından geçmedim ki...


5.Mucize.mp3 - www.hemenindir.somee.com

Bilmece bildirmece




Başkalarına verdiğin ama kendi kullanamadığın şey nedir?

Fotoğraf için tık

Yaza girerken bahar temizliğin




İnsan kendine bahar temizliği yapar mı?

Ben yapıyorum.


Yenileniyorum sanki. Akşamları gölet etrafındaki parkurumsu yerde 5 km. yürüyorum hızlı hızlı.

Peelingler yapıyorum, salatalar yiyorum.

Hedefime ulaşınca bir whooper ödülüm var kendime, onun hayalini kuruyorum.

Yeni kitaplar okuyor, yazılar yazıyorum.

Yeni insanlar tanıyor, eskiden tanıdıklarımı yeniden tanıyorum.

Kenan Doğulu'nun yeni albümünü dinliyorum mesela. Şahane. Eğlencelik.

Kısacası bahar temizliği yaptım bünyeye. İnanmazsınız iyi geldi. Şu sınava kuş kadar zaman kalmış, yoğunluğun dibine vurmuşken yaptım ya bunu; kendimi tebrik ediyorum.

Yalnız, bir de odamda yapsam bu bahar temizliğini, sanırım annem çok mutlu olacak.

Fotoğraf için tık.

Güçlüyüm, güçlüsün, güçlü


Özel sektör çalışanı olmak demek diken üstünde olmak demek sanırım. Öyle ilginç şeyler görüm/yaşadım ki son bir ay içinde, en kısa zamanda param olsa da kafemi açsam, keyfime baksam diye düşünür oldum.

Bu bloga yolu düşen yeni mezunlara tavsiyemdir; hiçbir şey beklediğiniz gibi olmayacak. Her duruma hazırlıklı olun.

Hadi öperim gözlerinizden.

İç döküş

Bu aralar kendimi hiçbir yere ve hiçbir şeye ait hissetmiyorum. Bahar buhranı mı bilmem. Eksiden bayılarak yaptığım hiçbir şeyden zevk almıyorum. Ne yeni bir tarif deneyesim, ne film izleyesim ne de kitap okuyasım var. bu aralar tek zevk veren şey balkonda bir saksıya ektiğim nanelerin her geçen gün çoğalmasını ve mis gibi kokmasını izlemek.



Bu şehri seviyorum. Sessizliğini, sakinliğini, huzurunu seviyorum. Evden işe arabayla 10 dakikada, yürüyerek 45 dakikada gitmeyi seviyorum. Gel gör ki zaman zaman çok sıkılıyorum. İstanbul'a gittim, özlediğim, hayal ettiğim gibi değildi. Ne buraya, ne de oraya ait hissetmedim kendimi.



Bilgisayarda kayıtlı, denemek istediğim birçok tarif var. Hiçbirini yapasım yok.



İşe gitmek her gün işkence haline gelmeye başladı. Sabahları uyanmaktan nefret ediyorum. En yoğun, en heyecanlı ve en gergin 15 güne girdik. Atlatsak rahatlayacağız biliyorum. Bir an önce geçmesini diliyorum.



Yediklerime dikkat etmeme rağmen ve gün içinde oldukça hareketli olmama rağmen hala istediğim kadar kilo vermeyi başaramamaktan nefret ediyorum. Spor yapmadığım için olabilir belki ama son 1 ay haftada iki gece 9'da işten çıkmış biri olarak spora harcayacağım hiç enerjim kalmıyor.



Geçen yıl bir ödev için Dikilitaş'taki Halk Eğitim Merkezi'ne gitmiştik. Oradaki kadınlar emekliliklerini yaşarken bile ne kadar enerji dolu, ne kadar mutlu ve ne kadar eğlenceliydiler.



Babam, geçtiğimiz hafta 50 yaşına girdi. Hala “Ben geceleri saymam, 25 yaşındayım” diyor.



Ben ise;


Mezun olalı 1 yıl oldu. Şimdiden yaşlandım.


Huzurumu, mutluluğumu, eğlencemi geri istiyorum.

Wordless Monday

Meret oyalama aklımı

Aylarca kibrit muhabbeti yaptıktan sonra, dışarıda yediğim bir yemekten kibrit çıkmasını nasıl ki kadere bağlıyorsam, her gördüğümde bana birisini hatırlatan bir öğrenciyi de o kadar göresim geliyor.

Yorgunum, bedenen ve ruhen, kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Kronik yorgunluk, halsizlik ve baş ağrısı mevcut. Sanırım tatile ihtiyacım var. Şafağımız kaç ki?