Bu aralar kendimi hiçbir yere ve hiçbir şeye ait hissetmiyorum. Bahar buhranı mı bilmem. Eksiden bayılarak yaptığım hiçbir şeyden zevk almıyorum. Ne yeni bir tarif deneyesim, ne film izleyesim ne de kitap okuyasım var. bu aralar tek zevk veren şey balkonda bir saksıya ektiğim nanelerin her geçen gün çoğalmasını ve mis gibi kokmasını izlemek.
Bu şehri seviyorum. Sessizliğini, sakinliğini, huzurunu seviyorum. Evden işe arabayla 10 dakikada, yürüyerek 45 dakikada gitmeyi seviyorum. Gel gör ki zaman zaman çok sıkılıyorum. İstanbul'a gittim, özlediğim, hayal ettiğim gibi değildi. Ne buraya, ne de oraya ait hissetmedim kendimi.
Bilgisayarda kayıtlı, denemek istediğim birçok tarif var. Hiçbirini yapasım yok.
İşe gitmek her gün işkence haline gelmeye başladı. Sabahları uyanmaktan nefret ediyorum. En yoğun, en heyecanlı ve en gergin 15 güne girdik. Atlatsak rahatlayacağız biliyorum. Bir an önce geçmesini diliyorum.
Yediklerime dikkat etmeme rağmen ve gün içinde oldukça hareketli olmama rağmen hala istediğim kadar kilo vermeyi başaramamaktan nefret ediyorum. Spor yapmadığım için olabilir belki ama son 1 ay haftada iki gece 9'da işten çıkmış biri olarak spora harcayacağım hiç enerjim kalmıyor.
Geçen yıl bir ödev için Dikilitaş'taki Halk Eğitim Merkezi'ne gitmiştik. Oradaki kadınlar emekliliklerini yaşarken bile ne kadar enerji dolu, ne kadar mutlu ve ne kadar eğlenceliydiler.
Babam, geçtiğimiz hafta 50 yaşına girdi. Hala “Ben geceleri saymam, 25 yaşındayım” diyor.
Ben ise;
Mezun olalı 1 yıl oldu. Şimdiden yaşlandım.
Huzurumu, mutluluğumu, eğlencemi geri istiyorum.